ANASAYFA > GEOAKTİF HAKKINDA > TÜM ETKİNLİKLERİMİZ > KAYIT & KATILIM > GEOAKTİF SEÇKİ > İLETİŞİM Ελληνικά ENGLISH
Geoaktif, Hayat, Kültür ve Gelecek Hakkında Birkaç Söz

Kültür, zamanımızın en problemli konularından biri haline geldi. Dünya çapında olsun, tek tek ülkelerde olsun, irili ufaklı pek çok sorunun altından hep kültür çıkıyor. Günlük yaşamın soyut bir boyutu olarak gündemin arka sıralarına doğru itilen kültür, aslında en güncel sorunların ana katkı maddesi olarak geri tepiyor. Nedir bu ülkedeki Kürt meselesinin özü? Nedir altmış yıllık İsrail-Filistin çatışmasının ana hatları? Kendisine benzetme baskısı ile başkası gibi olmama mücadelesi arasındaki çatışmadan başka nedir ki.

Tarihin sayfalarını dikkatlice çevirecek bir göz, kültürün hem özgürleşmeye hem de baskıya hizmet ettiğini rahatlıkla görecektir. Üstelik söz konusu olan sadece büyük kültürel kutuplar arasındaki çatışma değil; tek tek bireylerin yaşamında da kültür benzer bir çifte standartla var oluyor. Bir zamanlar kültür bireyler için kaf dağının ardındaki ulaşılmaz yüce erdemdi; kültürden yoksun olmak hayvani bir varoluşla neredeyse eş anlamlıydı. Oysa bugün artık devran tersine döndü; artık kültürün bizi ne kadar yoksullaştırdığını konuşuyoruz; dört bir yandan üzerimize boca edilen kültür ürünlerinin bizi nasıl körelttiğini, hayatlarımızı nasıl elimizden aldığını konuşuyoruz. Bir adım daha ileri gitmek gerekirse, şu zamanların en pespaye, en berbat ve en mide bulandırıcı işleri bir bakıma kültür sayesinde mümkün olabiliyor…

Bu duygu ve düşünceler içinde bir kültür merkezi kurmaya karar verdim! Bunun yaman bir çelişki olduğunu düşünecek okura makul bir açıklamam var; kültür işleri ille de onları yücelten, toz kondurmayan kişi ve kurumlar tarafından mı yapılmak zorunda? Bence değildir ve hatta olmamalıdır. Ben kültürü ille de yüce, ille de –ve hep- olumlu bir yaşam boyutu olarak abartmıyorum; benzer şekilde, ille de cehennemlik bir insanlık durumu olarak da değerlendirmiyorum. Kültürü, rüzgarın yönüne bağlı olarak herhangi bir yöne doğru bükülebilen, kendi başına nötr bir alan olarak görüyorum. Aslına bakarsanız, bazı işlerin, o işleri fazlaca abartmayan, yüceleştirmeyen kişiler tarafından yapılması çoğu zaman daha hayırlıdır.

Öte yandan, kültürü yaşam içeriğinin genel toplamı olarak görüyorum ve bu yanıyla kültürü sanattan ayırıyorum. Sanat gerçeğin imgeler aracılığıyla yeniden yaratılması iken; kültür gerçeğin fiili varlığından süzülüp gelen daha sahici bir tortu olarak karşımıza çıkıyor. Bu sahiciliğin bazen hayat kurtarıcı, bazen de cellat olması, bence tamamen bizim kültüre atfettiğimiz değerlerle ilgili.

İktidarlar başta olmak üzere, irili ufaklı baskı odaklarının elinde bir oyuncak haline gelmediği zamanlarda, kültür iyi bir şeydir; beşikten mezara dek bize eşlik eden, bütün derdimizi ve kahrımızı çeken, onsuz yapamayacağımız bir yol arkadaşıdır.

Kültürler yan yana, birlikte güzeldir. Tek başlarına sıkıcı ve kasvetli bir taşra kasabası görünümündedirler. İşte bu yüzdendir ki, hangi yüce neden uğruna olursa olsun, tek bir kültürün daracık kalıplarına mahkum olmamak gerekir. İlle de bir bütünlük, bir çerçeve çizmek gerekirse, ulus-devletlerin aptalca sınırları yerine, doğanın ve coğrafyanın kültürlere tanıdığı yaşam alanları fazlasıyla yeterli bir referanstır.

Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın cömertçe bize bahşettiği büyük bir kültür şöleni içinde yaşıyoruz. Fakat birbirimize karşı büyük bir ilgisizlik ve körlük içinde yaşıyoruz. Yan yana, iç içe yaşayıp, birlikte bir ömür geçirdiğimiz kültürleri bir kerecik olsun merak etmez, dillerinden iki kelime, müziklerinden bir şarkı, danslarından iki adım öğrenmeyi nedense hiç düşünmeyiz.

Birkaç dil ve kültürle ilgilenen biri olarak ben mesela, bu yerel etno-duyarsızlığımızın tipik bir örneğiyim. Ben kırk iki yıldır bu ülkede yaşayan bir Zazayım; Zaza olmayan dostlarımla ilişkilerim boyunca, bir duygu hep içimi kemirmiştir; “bu insanlar niçin benim dilimi hiç merak etmezler, niçin hiç soru sormazlar, niçin iki kelime Zazaca öğrenmek istemezler?” Hep böyle düşünmüşümdür ve kimi zaman dostlarıma sitem de etmişimdir. Bu tek yanlılığı, oldukça gecikmiş olarak ancak şimdi fark edebiliyorum: Peki ben niçin başka dilleri merak etmedim? Ben niçin Lazca “merhaba”, Çerkezce “nasılsın” demeyi bilmiyorum? Niçin, niçin, niçin…

İşte benim meselem budur; bu rengarenk coğrafyada birlikte bir ömür geçiren farklı kültürlerin birbirini keşfetmesine, tanışmasına ve yakınlaşmasına vesile olabilmek.

Geoaktif, bu topraklardaki kültürlerin, bir kesişme, buluşma noktası olacak. Sadece burası da değil; imkanlar ölçüsünde, yerelden evrensele uzanan bir çeşitliliği yan yana getirmenin yollarına bakacağız.

Bu işin kültür kısmı, bir de aktivizm boyutu var. O da şudur; birbirimizle uğraşmaktan fırsat bulup şöyle bir etrafa baktığımızda, dünyanın ve onun üzerinde yaşayan cümle insan, hayvan ve mahlukatın epeyce hırpalandığını ve geri dönülmez eşiklere doğru hızla gidildiğini görüyoruz. Dünya ahalisinin yaşamı üzerinde ciddi ve yıkıcı etkileri olan bu gidişat karşısında ne yapılır, ne edilir; bu soruların cevapları peşinde koşturmak, ola ki o cevapları bulursak gereğini yapmak gibi işlere aktivizm diyeceğiz. Bizimkisi bol “kahrolsun”lu ya da “yaşasın”lı bir aktivizm olmayacaktır. Köhnemiş politik ve ideolojik angajmanlarla uğraşmaya hiç ama hiç niyetimiz yok. Şuradan bir taş kaldırıp şuraya koymanın derdine düşeceğiz daha çok.

Söz bu kadar sürebiliyorsa, fiili çalışmanın uzunluğunu ve yoğunluğunu artık varın siz düşünün! Yapılacak çok iş var; bu işleri yapacak çok az insan var; bu insanları ayakta tutacak çok az imkan var.

Kısacası, Geoaktif’in hayli orijinal ve yaratıcı çalışmalara imza atması için koşullar oldukça elverişli…

 
Cemal Atila
Ekim 2010
İstanbul
 

Copyright © 2010-2014 Geoaktif Tüm Hakları saklıdır.
Anasayfa l Geoaktif Hakkında l Tüm Etkinliklerimiz l Kayıt & Katılım l Geoaktif Seçki l İletişim l
l English l Ελληνικά l
Diğer Sitelerimiz: Geoaktif Yayınları l Zazaki Kozmos l
Real Time Web Analytics